top of page
Didem Çengel Logo
  • Whatsapp
  • Youtube
  • LinkedIn
  • X
  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon

SEMPTOM: MÜKEMMELİYETÇİLİK

 kurgu bir danışan-terapist diyaloğundan bir kesit;
mukemmeliyetcilik-psikolojisi-ve-terapi
mukemmeliyetcilik-psikolojisi-ve-terapi

 

D: “Çok yorulduğum zamanlar oluyor. Ama bu yorgunluk sadece iş yapmaktan değil; sürekli içimden bir şeyleri kontrol etmekten geliyor gibi. Bir şeyi eksik bırakmışım, birini kırmışım, bir şeyi yanlış anlamışım ya da yanlış yapmışım gibi bir his oluyor. Bazen yaptıklarımın iyi olduğunu söylüyorlar ama ben tam olarak inanamadığımı fark ediyorum. Sanki biraz gevşesem, biraz kendimi bıraksam, bütün düzen bozulacakmış gibi geliyor.


T: Peki siz ne kadar zamandır böyle hissediyorsunuz?


D: Çoğu zaman sanki hep böyle hissediyordum. Dışarıdan bakıldığında başarı, titizlik, disiplin ya da sorumluluk sahibi gibi görünüyorum. İşimi iyi yapmak, hata yapmamak, eksiksiz olmak ve beklentileri karşılamak için yoğun bir çaba gösteriyorum. Ama bu sadece iş yapmaktan yorulmak gibi değil. Daha çok… zihnim hiç durmuyor gibi. Sürekli bir şeyi kontrol etmem gerekiyor. Bir şeyi eksik bırakmışım, yanlış söylemişim, birini kırmışım ya da yeterince iyi yapamamışım gibi geliyor.


T: Sanki yaptığınız şey tamamlansa bile içeride “tamamlandı” duygusu oluşmuyor.


D: ‘Evet, aynen öyle. Dışarıdan bakınca her şey yolunda gibi görünüyor olabilir. İnsanlar bazen “çok başarılısın”, “ne kadar disiplinlisin” diyor. Ama ben onu öyle hissedemiyorum. Sanki hep bir açık var. Birileri fark edecekmiş gibi.’


T: Neyi fark edecekler?


D: ‘Yeterince iyi olmadığımı. Aslında o kadar da becerikli olmadığımı. Bir yerde hata yaptığımı. Bazen çok küçük bir şey bile olsa içimde büyüyor. Mesela bir sunumdan önce, bir mesaj atmadan önce, bir toplantıya girmeden önce… Sanki her şeyi en doğru şekilde yapmam gerekiyormuş gibi.’


T: Yanlış yapma ihtimali, yalnızca o işle ilgili bir hata gibi değil de, sizin nasıl görüleceğinizle ilgili daha derin bir kaygıyı harekete geçiriyor olabilir mi?


D: ‘Olabilir. Çünkü hata yaptığımda sadece “yanlış yaptım” gibi olmuyor. Daha çok… kötü biriymişim, yetersizmişim ya da insanların gözünde değerimi kaybedecekmişim gibi geliyor.’

 

Psikodinamik açıdan bakıldığında mükemmeliyetçilik yalnızca “yüksek standartlara sahip olmak” değildir. Çoğu zaman daha derinde kaygı, kontrol ihtiyacı, yanlış yapma korkusu, suçluluk, yetersizlik ve sevilmeye layık olma arzusuyla ilişkili bir içsel düzenleme biçimidir. Mükemmeliyetçi kişi için hata yapmak yalnızca bir başarısızlık anlamına gelmez. Hata; eleştirilmek, reddedilmek, terk edilmek, değersiz hissetmek ya da sevginin kaybedilmesi gibi daha derin duygusal anlamlar taşıyabilir. Bu nedenle kişi, eksiksiz olmaya çalışarak yalnızca dış dünyadaki bir görevi tamamlamaz; aynı zamanda iç dünyasında yükselen kaygıyı yatıştırmaya, kontrol duygusunu yeniden kurmaya ve kendilik değerini korumaya çalışır.


T: Bu çok önemli. Hata, sizin için yalnızca bir davranışın sonucu değil; sanki kendiliğinize dair bir şey söylüyor gibi yaşanıyor.


D: ‘Evet. Hata yapınca kendimi toparlamakta zorlanıyorum. Bazen içimden “Nasıl bunu düşünemedin?” diye çok sert bir ses geçiyor. Başkası bana o kadar kızmasa bile ben kendime çok kızıyorum.’


T: İçinizde oldukça katı, eleştirel ve cezalandırıcı bir ses var gibi. Bu ses size daha çok ne söylüyor?


D: ‘Daha dikkatli olmalıydın. Daha iyi yapmalıydın. İnsanları hayal kırıklığına uğratmamalıydın. Bazen de “Bu kadarını bile yapamıyorsan ne anlamı var?” gibi.’


T: Bu ses tanıdık geliyor mu?


D: Bilmiyorum… Belki. Çocukken de hep dikkatli olmam gerekirdi. Yanlış bir şey yapmamak, kimseyi kızdırmamak, kurallara uymak… Bunlar önemliydi. İyi olduğumda sorun çıkmazdı. Ama bir şey yanlışsa, onun sonucu ağır olurdu.


Erken dönem ilişkisel deneyimler, mükemmeliyetçiliğin oluşumunda önemli bir yere sahip olabilir. Çocukluk döneminde sevginin koşullu hissedilmesi, bakım verenlerin katı, eleştirel, cezalandırıcı ya da duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmaması; çocuğun iç dünyasında “ancak iyi olursam sevilirim”, “hata yaparsam değerimi kaybederim”, “kurallara uymazsam zarar görürüm” gibi inançların gelişmesine zemin hazırlayabilir. Böyle bir içsel dünyada çocuk, kendi ihtiyaçlarını ve duygularını özgürce ifade etmek yerine, onay alan, uyum sağlayan, beklentileri karşılayan ve mümkün olduğunca kusursuz olmaya çalışan bir kendilik düzeni geliştirebilir.


T: O zamanlarda iyi olmak, uslu olmak, doğru yapmak; yalnızca takdir edilmek için değil, güvende kalmak için de gerekli olabilir miydi?


D: ‘Evet… Sanırım öyleydi. Eğer sorun çıkarmazsam, kimse kızmazdı. Eğer bekleneni yaparsam, belki daha çok sevilirdim. Ya da en azından kötü bir şey olmazdı.’


Nesne ilişkileri açısından bakıldığında, kişinin kendilik tasarımı yetersiz, eksik, hata yapabilir, desteklenmemiş ya da haksızlığa uğramış bir yerden örgütlenebilir. Buna karşılık içselleştirilen nesne tasarımları; katı, eleştirel, sınırlayıcı, değer vermeyen ya da sevgiyi geri çeken figürler şeklinde deneyimlenebilir. Bu durumda mükemmeliyetçilik, iç dünyadaki bu eleştirel ve talepkâr nesneyle baş etmenin bir yolu haline gelir. Kişi, “yeterince iyi” olmaktan çok “kusursuz” olmaya çalışır; çünkü kusur, onun için yalnızca bir eksiklik değil, ilişkisel bir tehlike anlamı taşır.


T: Bugün de benzer bir düzen devam ediyor olabilir. Sanki içinizde bir yer, “Eksiksiz olursam güvende olurum; hata yapmazsam sevilirim; kontrol edersem dağılmam” diyor.


D: ‘Bunu duyunca içim sıkıştı. Çünkü çok doğru. Ben bazen dinlenmek istiyorum ama dinlenince bile suçlu hissediyorum. Sanki bir şeyi ihmal ediyorum. Sanki biraz bıraksam her şey bozulacak.’


Mükemmeliyetçiliğe sıklıkla suçluluk duygusu da eşlik eder. Katı bir içsel süperego yapılanması olan kişilerde, arzular, dürtüler, öfke, ihtiyaçlar ve bireysel istekler kolaylıkla suçlulukla karşılanabilir. Kişi kendi içinden gelen istekleri bastırarak, “doğru”, “uygun”, “onaylanan” ve “beklenen” kişi olmaya çalışabilir. Bu noktada mükemmeliyetçilik, yalnızca başarıya ulaşma çabası değil; suçluluktan, eleştiriden ve içsel cezalandırılma duygusundan kaçınma girişimi olarak da anlaşılabilir.


T: Kontrolü bırakmak, sadece rahatlamak anlamına gelmiyor sizin için. Daha çok, bir şeylerin dağılması, ilişkinin bozulması ya da sizin değersizleşmeniz gibi yaşanıyor.7


D: ‘Evet. O yüzden her şeyi önceden düşünmeye çalışıyorum. Kim ne der, ne düşünür, ne eksik kalır… Ama bunu yapmak da beni çok yoruyor.’


T: Burada mükemmeliyetçilik bir yandan sizi yoran bir şey; diğer yandan da sizi kaygıdan korumaya çalışan bir taraf gibi görünüyor.


D: Koruyor mu gerçekten?


Savunma mekanizmaları bu süreçte önemli bir rol oynar. Kişi yoğun kaygı yaşadığı durumlarda kontrolü artırarak, her şeyi mantıklı hale getirerek ya da duygusal acıyı bastırarak baş etmeye çalışabilir. Rasyonalizasyon, kişinin içsel kaygısını “ben böyle yapmazsam başarılı olamam” ya da “bugünkü konumuma bu sayede geldim” gibi açıklamalarla mantığa büründürmesine yardımcı olabilir. Bastırma ise kabul edilmesi zor duygu, öfke, korku ya da arzuların bilinçdışında tutulmasına hizmet eder. Ancak bastırılan duygular tamamen yok olmaz; kimi zaman bedensel belirtiler, panik ataklar, yoğun kaygı ya da çözülme benzeri deneyimler aracılığıyla kendini gösterebilir.


T: Bir zamanlar korumuş olabilir. Belki çocukken hata yapmamak, uyum sağlamak, kurallara uymak sizin için önemli bir baş etme biçimiydi. O zaman işe yaramış olabilir. Ama bugün aynı düzen, sizi sürekli tetikte ve yetersiz hissettiren bir hale gelmiş gibi.


D: ‘Yani ben aslında sadece mükemmel olmaya çalışmıyorum… Bir şeyden kaçmaya da çalışıyorum.’

Winnicott’un nesne ilişkileri kuramında ‘Erken Gelişimsel Süreçler’ olarak; bütünleşme, kişileşme (kendini tanıma) ve dış gerçekliğin tanınması (Winnicott, 2011) süreci bağlamında ele aldığı kuramsal perspektifin yaşamına yansımaları şu şekilde yorumlanabilir. Bütünleşmemiş yeni doğan ancak duygusal olarak yeterince elverişli koşullarda, destekleyici ve rahatlatıcı ortamda büyüdüğünde ‘yeterince iyi annenin’ varlığında sağlıklı bir kendilik gelişimi gösterebilir ve böylece ben ve ben olmayan kendilik ve nesne tasarımları oluşarak benliğin iç ve dış ayrımı ile benliğin sınırlarını belirler. Winnicott’un kuramsal çerçevesinden  bakıldığında, erken dönem bakım ilişkileri kişinin kendilik sürekliliği, güven duygusu ve dış gerçeklikle kurduğu ilişki açısından belirleyici olabilir. “Yeterince iyi” bir çevrenin varlığı, çocuğun hem kendisini hem de dış dünyayı güvenli biçimde deneyimlemesine yardımcı olur. Ancak bakımın kesintiye uğradığı, duygusal olarak tutarsızlaştığı ya da çocuğun ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığı durumlarda, kişi ileriki yaşamında güven duygusunu dışsal kontrol üzerinden kurmaya çalışabilir. Bu durumda mükemmeliyetçilik, içsel güvenin eksikliğini dışsal düzen, başarı ve kontrol aracılığıyla telafi etme çabası haline gelebilir.


T: Evet. Belki de eleştiriden, suçluluktan, reddedilmekten, terk edilmekten ya da sevilmemekten kaçmaya çalışıyorsunuz. Mükemmeliyetçilik burada yalnızca başarıyla ilgili değil; ilişkinin, güvenin ve kendilik değerinin korunmasıyla ilgili.


D: ‘Bunu düşününce çok üzülüyorum. Çünkü hep güçlü görünmeye çalışıyorum ama içimde çok küçük ve çaresiz hisseden bir yer var.’


T: O küçük ve çaresiz yerin, bugüne kadar kendini ancak çok iyi yaparak, eksik bırakmayarak, başkalarını memnun ederek korumaya çalıştığını düşünebiliriz.


D: ‘Evet. Ama artık çok yoruldu.’

Bu noktada terapötik çalışma, mükemmeliyetçiliği yalnızca azaltılması gereken bir davranış olarak değil, kişinin ruhsal dünyasında bir zamanlar işlev görmüş bir baş etme biçimi olarak ele alır. Amaç, kişiyi “daha az başarılı” ya da “daha az titiz” hale getirmek değildir. Amaç, kişinin hata yapabilme kapasitesini artırmak, kusurlu olduğunda da değerli ve sevilebilir kalabileceğini deneyimlemesine alan açmak, içsel eleştirel sesi tanımak ve daha şefkatli bir kendilik ilişkisi geliştirmesine yardımcı olmaktır.


T: Belki de terapide birlikte bakacağımız yer tam burası. Sizi başarılı yapan tarafı yok etmek değil; ama o tarafın tek başına bütün yükü taşımasına gerek olmadığını görmek. Hata yaptığınızda da burada kalabileceğinizi, eksik olduğunuzda da ilişkinin kopmayabileceğini, kusurlu olduğunuzda da değerinizin kaybolmadığını deneyimlemek.


D: ‘Bunu söyleyince bile bir yanım inanmak istiyor, bir yanım hemen “ama ya öyle olmazsa?” diyor.’


T: O “ya öyle olmazsa?” diyen tarafı da aceleyle susturmayacağız. Onun neden bu kadar tetikte olduğunu anlamaya çalışacağız. Belki de o taraf, geçmişte gerçekten güvende hissetmediği için bugün her şeyi kontrol etmek zorunda kalıyor.


D: ‘Yani mükemmel olmaya çalışmamın altında aslında güvende hissetme ihtiyacı olabilir.’


T: Evet. Ve belki de sevilmeye layık olduğunuzu kanıtlama çabası. Ama burada yavaş yavaş şu ihtimali çalışabiliriz: Sevilmek için kusursuz olmanız gerekmeyebilir.


D: ‘Bunu duymak iyi geliyor ama aynı zamanda çok zor.’


T: Çünkü bu, çok eski bir inancı sorgulamak anlamına geliyor. “Hata yaparsam sevilmem” inancının yerine, “Hata yaptığımda da var olabilirim, ilişki içinde kalabilirim, değerli kalabilirim” deneyimini koymak zaman alabilir.


D: ‘Belki de ben ilk kez bu kadar yorulduğumu kabul ediyorum.’


T: Bu çok kıymetli bir fark ediş. Çünkü bazen iyileşme, daha fazlasını yapmakla değil; insanın ne kadar uzun zamandır kendini zorladığını fark etmesiyle başlar.

Mükemmeliyetçilik çoğu zaman kişinin güçlü yanlarını da içinde taşır: sorumluluk, emek, dikkat, üretkenlik ve başarı arzusu. Ancak bu özellikler kaygı, suçluluk ve değersizlik duygusuyla birleştiğinde kişi için yorucu ve sınırlayıcı hale gelir. Psikoterapi sürecinde mükemmeliyetçiliğin ardındaki ihtiyaçlar, korkular ve erken dönem ilişkisel izler anlaşıldıkça, kişi yalnızca “kusursuz olmaya çalışan” biri olmaktan çıkar; hata yapabilen, ihtiyaç duyabilen, sınır koyabilen ve yine de değerli kalabilen bir kendilik deneyimine yaklaşır.

Çünkü iyileşme, her şeyi eksiksiz yapmak değil; eksik, kırılgan ve insani yanlarımızla da var olabilmeyi öğrenmektir.

 

 

 

 


 
 
 

Yorumlar


İLETİŞİM

İLETİŞİME GEÇ

+90 553 456 35 07 

  info@psikodramindakademi.com

İletişime Geçtiğiniz İçin Teşekkürler

© 2024 by Didem Çengel

  • Youtube
  • Whatsapp
  • Instagram
bottom of page